Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Bilgilihocam

Vatan Sevgisi

Vatan Sevgisi

Vatan Sevgisi

Vatan Ne Demektir?

Arapça kökenli olan “vatan” kelimesi, kök anlamı itibariyle ‘insanın doğduğu veya yaşadığı yer’ anlamına gelmektedir. Ancak bir kelimeyi yalnızca kök anlamıyla ele alıp basitleştirmek, oldukça yanlış bir yaklaşımdır. Türk milleti için de ‘vatan’ kelimesi bunun çok ötesinde manevî anlamlarla yüklüdür.

“İnsanın vatanı doğduğu yer değil, doyduğu yerdir.” şeklinde materyalist felsefeye dayalı yanlış bir fikir yaygınlaşmıştır. Ancak vatan insanın ne doğduğu, ne doyduğu yer değil; ait olduğu yerdir. Atalarının yaşam sürdüğü, bağımsızlığı için mücadele ettiği, hasret ve özlemle yâd ettiği yerdir vatan… Gidilmese de, görülmese de; gidilmiş gibi, görülmüş gibi sevilen yerdir.

Vatan Sevgisinin Önemi Nedir?

Benliğini yitirmemiş bir insan için kıymetli olan pek çok değer vardır. Bunlar anne, baba, kardeş, din, namus, ahlak gibi değerlerdir. Vatan sevgisi ise bunların hepsini kavrayan, koruyan bir sevgidir. Zira vatansız bir insan, bunların hiçbirini koruyabilme teminatına sahip değildir.

Manevî değerleri kuvvetli bir insan için vatan hem anadır, hem babadır, hem dindir, hem namustur. Bu düşüncede olan insanlar nerede yaşarlarsa yaşasınlar, vatan sevgisini asla terk etmezler. Öz vatanları için canlarını seve seve vermeye hazırdırlar. Onlara göre o bayrak gönderde durmalı, o ezanlar asla susmamalıdır.

Osmanlı’da Vatan Sevgisi Ne Seviyedeydi?

Ecdadımız Osmanlıda vatan sevgisi bambaşka bir sevgiydi. Tarih kitapları bunun örnekleriyle doludur. Bilhassa yakın tarihimizde gerçekleşen Çanakkale Savaşı’nda gösterilen vatan sevgisi, detaylarıyla kayıt altına alınabilmiştir. Osmanlı askeri, maddî gücünün düşmanın gücüne nispetle çok düşük olduğu bu savaşı; güçlü imanı ve vatan sevgisi sayesinde kazanabilmiştir. İngiliz Ordu Kumandanı Orgeneral Hamilton’ a: “Türkler bizi maddî güçle değil, manevî bir güçle yenebilmiştir. Zira onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, onlara yardım için gökten inen güçleri gözümüzle gördük!..” dedirten manevî bir güç sayesinde…

Çanakkale Savaşı’nda İngiliz generali olan Winston Churchill ise, mağlubiyetin ardından harp mahkemelerinde yargılanacak ve onca silah ve cephaneyle hiçbir şeyi olmayan bir ordu karşısında nasıl mağlup olduğu sorulduğunda “Niçin anlamıyorsunuz? Biz Çanakkale’ de Türkler’le değil, Tanrı ile savaştık ve doğal olarak mağlup olduk.” diyecekti.

Osmanlı’daki vatan sevgisinin sonuçlarını gördükten sonra, bu sevgiye dair birkaç örnek verelim:

Çanakkale Savaşı’nda  düşman gemilerinden açılan ateş sonucu Rumeli Mecidiye bataryası, oldukça fazla şehit ve yaralı vermişti. Askerlerin arasında dolaşan bir Türk kumandanı, yaralılar arasında yatan bir genç gördü, fakat yarasının nerede olduğunu fark edemedi.

“Evladım,sen de yaralı mısın?” diye sordu. Asker ise komutanı üzmemek için “hayır” cevabı verdi. Fakat komutan baktı askerin gözleri görmüyor, anladı ki düşen bombalar gözlerini kör etmiş. “Evladım gözlerine ne oldu?” diye feryat etti. O kutlu asker şöyle cevap verdi: “Gözlerim görmesi gereken her şeyi gördü komutanım.”

Kahraman asker, bu sözüyle “Düşmanın mağlubiyetini gördükten sonra gözlerimi kaybettim” demek istemişti. Vatanın bağımsızlığı için duyulan aşka bakın!

Meşhur meseldir: Çanakkale’ye savaşa giden askerlerden Hasan’ın saçlarının kınalı olduğunu fark eden komutanı, bunun sebebini sorar. Hasan, saçlarını annesinin kınaladığını, ama sebebini bilmediğini söyler. Komutan ise sebebini çok merak ederek bir mektupla annesine sormasını ister. Hasan mektubu gönderir. Annesi ise yazdığı mektupta şunları söyleyecektir:

“Evladım! Bilmez misin, bizim köyde kurban kesileceği zaman en güzel kurbanlık seçilir. Kurban edilecek koyunlar kınalanır, ben de seni evlatlarımın içinden vatana kurban adadım. Bu sebeple saçlarını kınaladım.” Bu teslimiyet ve vatan aşkı karşısında komutan göz yaşları içinde kalır.

 

Gurbetteki Bir Türk Niçin Vatansever Olmalı?

Materyalist felsefe ile yetişmiş bir genç; küfür memkeletlerinde yaşarken aldığı zehirle vatan sevgisini anlamsız bulabilir. Vatanından çok uzakta doğmuş, belki hiç o toprakların ekmeğini yememiş, hiç o topraklara ayak basmamış bir kimsenin neden asıl vatanını aşkla sevdiğini anlayamayabilir. Hatta aptalca bulabilir. Oysa hakikat bundan çok farklıdır.

Bu topraklar öyle kutlu topraklardır ki, yüzyıllarca hakim olmadıkları yerlerde bile mazlumun zulüm görmesine engel olmuş, cihana hükmetmiş aziz bir millete aittir. Bunun bilincinde olan nice Arap, Arnavut, Macar, hatta İngiliz vs müslüman, bu toprakların her daim Müslüman hâkimiyetinde kalması için dua etmiş ve yeniden Müslüman Türklerin hâkimiyetinde bir dünya için dua etmiştir. Buna en güzel örneklerden biri Pakistan’ın milli şairi Muhammed İkbal’ dir:

Osmanlı’nın zor durumda olduğu, Anadolu’nun Millî Mücadele yıllarında Pakistan halkı “Osmanlı’ya nasıl yardımcı olabiliriz?” sorusunun cevabını aramaktaydı. Bu düşünceyle Pakistan’ın Lahor kentinde, binlerce kişinin katılımıyla meselenin çözümü için bir  toplantı yapıldı. Muhammed İkbal bu toplantıda konu hakkındaki görüşünü şairlik vasfına uygun şu sözlerle dile getirecekti:

“Bu dünyadan göçmüştüm. Melekler beni Hz. Peygamber’in huzuruna getirdi. Peygamber Efendimiz bana dedi ki: ‘Ey Hicaz bahçesinin bülbülü! Senin her goncan senin terennümünün ateşiyle ısındı; senin gönlün aşk şarabıyla coşmuştur. Senin coşkunluğun, Allah’a secde ve niyazda bulunmaktır. Dünyanın alçaklığından göklere doğru yol aldığın zaman melekler sana yüceliğin sırlarını öğretti. Dünya bahçesinden çıkıp bana yaklaştın; söyle, bana nasıl bir hediye getirdin?’

Ben de, ‘Ya Muhammed(s.a.v.)! Şu varlık aleminde nice gül ve lale var; ama renk de vefasız koku da… Ancak bir şey getirdim. Bir şişe kan ki eşi yok cennette bile. Bu kan, senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu kan, şehid olan Mehmetçiğin kanıdır’ dedim.”

Muhammed İkbal bu sözlerinde öyle samimiydi ki, sözleri biter bitmez kürsüye yığılıp kalmıştı. Bir kadın bu sözlerin coşkusuyla çocuğunu göstererek şöyle haykırdı: “Çocuğumu benden satın alacak biri yok mu? Bedelini Anadolu’ya yardım için göndereceğim.” Bunu gören hayırsever bir kimse, kadının istediği miktarı yardım sandığına koyarak, çocuğu annesine bağışladı.

Osmanlı’nın kan kaybettiği zamanlarda Pakistanlı kardeşlerimiz ellerinde avuçlarında ne varsa Osmanlı’ya göndermişlerdi. Kadınlar mehirlerini, genç kızlar çeyizlerini, talebeler harçlıklarını, Osmanlı’ nın devam ve bekası için göndermişti. Bir düşünmek lazım, kendileri o zamanlar İngiliz hakimiyetinde olan bu millet, bu toprakları neden vatan bilmiş de kurtulması için evlattan maldan geçmiş?

Çünkü Osmanlı her mazlumun vatanıydı. Asırlarca bu topraklarda farklı dinlerdeki kişiler bile güvenle yaşamıştı. Bugün de durum farklı değildir. Savaştan kaçan mazlum milletlere Türkiye her zaman kapılarını açmış, bu insanlara kol kanat germiştir.

Gurbette vatanseverlik meselesine bu gözle bakacak maneviyata sahip değilsek bile şöyle düşünmek gerekir: Herhangi bir sebeple bulunduğumuz yabancı memleketlerde göreceğimiz itibar, vatanımızın sahip olduğu güçle doğru orantılıdır. Bu gücü artıracak olanlar ise yine bizleriz.

Dünya üzerinde hakimiyet kuran devletlerin bir başka ülkede ölen tek bir vatandaşları için kopardıkları kıyamete bir bakın. Bir de vatanı tarumar olmuş göçmenlerin gittikleri yerde gördükleri zulümlere karşı şikayette bulunacakları hiçbir mercii olmamasına… Şimdi tekrar düşünelim: Yaşadığımız yabancı ülkede milletvekili olmaya kadar varan haklar, vatansız olsak bize sunulur muydu?

 

Vatanımıza  Karşı Vazifemiz Nedir?

Vatanımıza karşı en büyük vazifemiz imanlı, maneviyatı kuvvetli,fedakar gençler yetiştirmektir. Vatan için ölmeyi, hizmeti  enayilik olarak gören, fedakarlığı hep başkalarından bekleyen gençler bulundukları topluma hiçbir şey katamaz. On beşinde, yirmisinde bu vatana can veren dedelerimize borcumuzdur bu vatana yapılan her türlü saldırıya karşı siper olmak… Bu vatana her türlü hizmeti şeref bilmek…

Bu millet yakın bir dönemde hâlâ aynı ruhu taşıdığını ispatlamıştır. Fakat yeni nesil için daha fazla emek vermek ve onlara vatan aşkını aşılamak zorunda olduğumuz bir gerçektir. Vatan sevgisi ile yetişen bir gençlik için el ele verilmelidir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.