Bilgilihocam

Sultan Abdülhamid Han’ı Tanımak

Sultan Abdülhamid Han’ı Tanımak

Sultan Abdülhamid Han’ı Tanımak

Osmanlı İmparatorluğunun en sıkıntılı ve en buhranlı döneminde tahta geçen Sultan II. Abdülhamid Han, bütün sıkıntılara rağmen memleket topraklarını eşsiz dehasıyla yönetmeyi başarmıştır. 33 sene kaldığı tahtta, Adriyatik’ten Basra Körfezi’ne kadar uzanan İmparatorluk topraklarını, kurtlara yem etmemek için olağanüstü bir gayret ve fedakârlık göstermiştir.

Sultan, ilerlemenin eğitim ve mimari ile mümkün olabileceğine inanmış ve memleket toprakları içinde köprüler, yollar, demiryolları, madenler, atölyeler inşa ettirmiştir. Eğitim alanında da büyük başarılara imza atacak orta mektepler, liseler, fakülteler açtırmıştır. Yine kendi döneminde gazete ve kitap basımları inanılmaz seviyelere ulaşmıştır.

1839 yılında, I.Tanzimat ile başlayan Osmanlının çöküş sürecinde, herkesin umutsuzluk içerisinde olduğu yıllarda Sultan Abdülhamid Han, tam bir denge siyaseti yaparak yabancı devletlerle ilişkileri tamamen koparmamıştır. Bu sayede Osmanlı Devletinin çöküşünü daha ileri bir tarihe göndermeyi başarmıştır.

Fakat Avrupa devletlerinin tarihten gelen kin ve nefreti yine bu durumu hazmedememiş, içerideki hainlerle işbirliği yaparak, siyaset, harp ve diplomasiyle bir türlü alt edemedikleri koca Sultan’ı, gizli mason teşkilatlarının faaliyetleri ile tahttan indirmeyi başarmışlardır. Bu teşkilatların en bilineni olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, tahttan indirdiği Sultan’ın sarayını yağmalamış, servetine el koymuştur.

Tahttan indirildikten sonra, Sultan’ın sayesinde daha fazla özgürlüğe, daha fazla gelişmeye kavuşan dönemin gazete ve mecmualarında, Sultan hakkında çirkin karikatürler yayınlanmış ve Osmanlı terbiyesini bütünüyle varlığına teşmil etmiş olan Sultan, sanki bir katil, bir haydutmuş gibi gösterilerek, itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Bazı Ermeniler ve Bolşevikler ona Kızıl Sultan adını takarak, tarihten asla silinmeyecek büyük bir utanca imza atmışlardır.

Sadece dış düşmanlar değil içerideki hainlerde bu utanca ortak olmuşlardır. Üstün vasıflarının yanında dindar bir kimliğe de sahip olan Sultan, bu yönüyle de Batı şakşakçılarının kinini, nefretini çekmiştir. Batının kölesi olmayı şeref sayan bazı bürokratlar, askerler, eğitimciler, hem zekâsını alt edememenin husumeti hem de asırlardan süzülmüş muhafazakâr Türk terbiyesini, tarih bilincini bünyesinde barındırmasından dolayı bu büyük insana iftiralar, çamurlar atarak adeta intikamlarını almışlardır.

Oysaki Sultan Abdülhamid Han, şark kültürünün yanı sıra, kendisine husumet besleyenlerden çok daha fazla batı kültürüne hâkimdi. Bütün büyük insanlar gibi az konuşur, çok düşünürdü. Düşmanlarının bütün kinlerine rağmen gizli bir hayranlık besledikleri Sultan, üstün özelliklerine karşın oldukça mütevazı, çok saygılı, hassas bir kimseydi. Her daim temiz ve titizdi. Peygamber ahlakını benimsemiş bu büyük insan çok az yer, çok az uyurdu. Ailesine şefkatle yaklaşır, babalığını esirgemezdi. Bunları kızları Ayşe ve Şadiye Sultanlar ile gelini Mislimelek Hanımın kaleme aldığı hatıratlarından öğrenmekteyiz. Herkese karşı nazik fakat mesafeliydi. Sahip olduğu saltanata rağmen bunu asla büyüklük aracı yapmamış, sıradan bir hayat yaşamıştır.

Sultan Abdülhamid han ayrıca çok iyi bir marangozdu. Devlet işlerinden bunaldığında ruhi dengeyi sağlamak için, ahşabı işler ve bu sayede sıkıntılarının üzerine çıkmak isterdi. Öyle ki yaptığı muhteşem el oyması mobilyalardan günümüze kalanlar, bu alanda da ne kadar zarif ve usta olduğunu sergilemektedir.

Bu hassas ve ince insan, darbeyle tahttan indirildikten sonra, ülke içindeki hainlerde boş durmamışlardır. Tevfik Fikret, Sultan’a suikast düzenleyenlere, “Ey şanlı avcı, attın ama vuramadan” diyecek kadar alçakça şiirler kaleme almış, Abdullah Cevdet, Sultan ile alakalı olarak yüz yalan uydurduğunu ve bunlara kendisinin bile inanmadığını bütün hayâsızlığıyla itiraf etmiştir. Ahmet Refik, Süleyman  Kâni, Osman Nuri gibi satılmış kalemler, Sultan ile ilgili inanılmaz iftiralarla dolu propaganda kitapları neşretmişlerdir.

Sultah Abdülhamid Han Yıldız Sarayı’nda iken, onu tahttan indirmeye gelenlerin hiçbiri Müslüman ve Türk değildi. Bunlar tarih boyunca Osmanlının daima sahip çıktığı, hatta devlet işlerinde en üst görevler verdiği ırk ve dinlere mensup kişilerdi. Koskoca Osmanlı Sultanını tahttan indirmeye ne hazindir ki Sultan tarafından en iyi görevlere atanan dört kişi gelmişti. Bunların ikisi milletvekili diğer ikisi ise senato üyesiydi. Bu dört hain; Balkan Harbi kahramanlarından Hasan Rıza Paşa’yı öldürten Ermeni Aram Efendi, Arnavut Esad Toptani, 33. Derece mason olan Yahudi Emanuel Karasso ve Arif Hikmet Paşadır.

Bu dört hain Sultan’ın huzuruna geldiklerinde en son alçaklıklarını da yaparak Sultan’ın Kur’an-ı Kerimleri yaktırdığına dair bir iftira atmışlardır. Bunun üzerine o ana kadar bütün sükûnetini koruyan bu büyük insan birden celallenmiş ve tarihe geçen şu sözleri söylemiştir: “Otuz üç sene milletim, devletim ve memleketimin selameti için çalıştım. Hâkimim Allah’tır ve beni muhakeme edecek olan da Resulullah’tır. Bu memleketi nasıl buldu isem o şekilde de teslim ediyorum. Hiçbir devlete, hiçbir kimseye tek bir karış toprak vermedim. Hizmetimi sadece Cenab-ı Hakk’ın takdirine bırakıyorum. Ne yazık ki düşmanlarım, bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve bunda da muvaffak oldular. Bu memleketi benden sonra on sene idare etsinler, ben bunu yüz sene sayacağım.”

Ve büyük Sultan burada da, ileriyi görme dehasını göstermiştir. Nitekim tahttan indirildiği tarih olan 27 Nisan 1909 yılından sonra, Osmanlı Devleti resmi olarak 31 Ekim 1918 yılında tam anlamıyla çöküşe uğramıştır. Yani Sultan’ın tahttan indirilmesinden tam 9,5 sene sonra.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.