HZ.ALİ'YE GÖRE BÜYÜK SAVAŞ


kral41

Üye

HZALİ'YE GÖRE BÜYÜK SAVAŞ
[TD]
[TR]
[TR]
[TD]Ali dedi ki: “Ben kılıcı Tanrı için vuruyorum Tanrı kuluyum ten memuru değil! Tanrı aslanıyım heva heves aslanı değil İşim, dinime şahittir Ben “Attığın zaman sen atmadın, Tanrı attı” sırrına mazharım Ben kılıç gibiyim, vuran o güneştir
Ben; pılımı pırtımı yoldan kaldırdım; Tanrıdan gayrısını yok bildim Bir gölgeyim sahibim güneş Ona hacibim hicap değil Kılıç gibi vuslat incileriyle doluyum; savaşta diriltirim, öldürmem Kılıcımın gevherini kan örtmez Rüzgar nasıl olur da bulutumu yerinden teprendirebilir? Saman çöpü değil; hilim, sabır ve adalet dağıyım Kasırga dağı kımıldatabilir mi? Bir rüzgarla yerinden kımıldanıp kopan bir çöpten ibarettir Çünkü muhalif esen nice rüzgarlar var!
Hışım, şehvet ve hırs rüzgarı, namaz ehli olmayan kişiyi silip süpürür Ben dağım; varlığım, onun binasıdır Hatta saman çöpüne benzesem bile rüzgarım, onun rüzgarıdır Benim hareketim, ancak onun rüzgarıyladır
Askerimin başbuğu, ancak tek Tanrının aşkıdır Hiddet, padişahlara bile padişahlık eder, fakat bize köledir Ben hiddete gem vurmuş, üstüne binmişimdir Hilim kılıcım, kızgınlığımın boynunu vurmuştur Tanrı hışmıysa bence rahmettir Tavanım, damım yıkıldı ama nura gark oldum
Toprak atası ( Ebu Turab) oldumsa da bahçe kesildim Savaşırken içime bir vesvese, bir benlik geldi; kılıcı gizlemeyi münasip gördüm Bu suretle “Sevgisi Tanrı içindir” denmesini diledim; ancak Tanrı için birisine düşmanlık etmeli
Cömertliğimin Tanrı yolunda olmasını, varımı yine Tanrı için sakınmamı istedim Benim sakınmamam da ancak Tanrı içindir Vermem de Tamamı ile Tanrınınım, başkasının değil Tanrı için ne yapıyorsam bu yapışım, taklit değildir; hayale kapılarak, şüpheye düşerek de değil
Yaptığımı, işlediğimi, ancak görerek yapıyor, görerek işliyorum Hüküm çıkarmadan arayıp taramadan kurtuldum Elimle Tanrı eteğine yapıştım Uçarsam uçtuğum yeri görmekteyim, dönersem döndüğüm yeri Bir yük taşıyorsam nereye götüreceğimi biliyorum
Ben ayım, önümde güneş, kılavuzuyum Halka bundan fazla söylemeye imkan yok; denizin ırmağa sığması mümkün değildir Akılların alacağı kadar aşağı mertebeden söylemekteyim Bu, ayıp değil, Peygamberin işidir Garezden hürüm ben; hür olan kişinin şahadetini duy Kul, köle olanların şahadetleri iki arpa tanesine bil değmez!
Şeriatte dava ve hükümde kulum şahitliğinin kıymeti yoktur Senin aleyhinde binlerce köle şahadet etse şeriat onların şahadetlerini bir saman çöpüne bile almaz Şehvete kul olan, Tanrı indinde köleden, esir olmuş kullardan beterdir
Çünkü köle bir sözle sahibinin kulluğundan çıkar,hür olur Şehvete kul olansa tatlı dirilir, acı ölür Şehvet kulu, Tanrı’nın rahmeti, hususi bir lutuf ve nimeti olmadıkça kulluktan kurtulamaz Öyle bir kuyuya düşmüştür ki bu kuyu, onun kendi suçudur Ona cebir değildir, cevir de değil!
Kendisini kendisi, öyle bir kuyuya atmıştır ki ben o kuyunun dibine varacak ip bulamıyorum Artık yeter Eğer bu sözü uzatırsam ciğer ne oluyor? Mermer bile kan kesilir Bu ciğerlerin kan olmaması katılıktan, şaşkınlıktan, dünya ile uğraşmadan ve talihsizliktendir
Bir gün kan kesilir ama bu kan kesilmesinin o gün faydası yok Kan kesilme işe yararken kan kesil!
Mademki kulların kölelerin, şahadeti makbul değildir, tam adalet sahibi, o kişiye derler ki gulyabani kölesi olmasın Kuran’da peygambere “Biz seni şahit olarak gönderdik” denmiştir Çünkü o, varlıktan hür oğlu hürdür
Ben, mademki hürüm; hiddet beni nasıl bağlar, kendisine nasıl kul eder? Burada Tanrı sıfatlarından başka sıfat yoktur, beri gel! Beri gel ki Tanrı’nın ihsanı seni azat etsin Çünkü onun rahmeti gazabından üstün ve arıktır
Beri gel ki şimdi tehlikeden kurtuldun, kaçtın kimya seni cevher haline soktu Küfürden ve dikenliğimden kurtuldun, artık Tanrı bahçesinde bir gül gibi açıl! Ey ulu kişi, sen bensin, ben de senim Sen Ali’ydin, Ali’yi nasıl öldürürüm?
Öyle bir suç işledin ki her türlü ibadetten iyi bir anda gökleri bir baştan bir başa aştın O adamın işlediği suç ne kutlu suç! Gül yaprakları dikenden bitmez mi? Ömer'in Peygambere kastedişi suçu, onu ta kabul kapısına kadar çekip götürmedi mi?
Firavun; büyücüleri, büyüleri yüzünden çağırmadı mı? Onlara da bu yüzden ikbal yardım etmedi mi, bu yüzden devlete erişmediler mi? Onların büyüsü, onların inkarı olmasaydı inatçı Firavun, onları huzuruna alır mıydı?Onlar da asayı ve mucizeleri nereden göreceklerdi?
Ey isyan eden kavim! Suç, ibadet oldu Tanrı ümitsizliğin boynunu vurmuştur Çünkü günah ve suç ibadet olmuştur Çünkü Tanrı, şeytanların rahmine suçları ibadete, sevaba tebdil eder Bundan dolayı Şeytan, taşlanır; hasedinden çatlar, iki parça olur
Şeytan bir günah meydana getirmek ve onunla bizi bir kuyuya düşürmek ister “ O günahın ibadet olduğunu gördü mü?” işte o an, Şeytan’a yomsuz bir andır Beri gel; ben, sana kapı açtım; sen benim yüzüme tükürdün, bense sana armağan sundum
Cefa edene bile böyle muamelede bulunur, aleyhime ayak atanların ayağına bile bu çeşit baş korsam, vefa edene ne bağışlarım? Anla! Cennetlerde ebedi mülkler ihsan ederim
Ben öyle bir erim ki kanlıma, katilime bile lutuf şerbetim, kahır zehri olmadı Peygamber, hizmetkarımın kulağına, bu başımı boynumdan onun ayıracağını söyledi Peygamber, sevgilinin vahyiyle nihayet ölümümün onun eliyle olacağını haber verdi
O, daima “ Beni önce öldür de benden bu kötü ve yanlış iş zuhur etmesin” demekte; Ben de “Mademki ölümüm senden olacak, ben kaza ve kadere karşı nasıl hile edebilirim?” demekteyim
O, daima önümde yerlere kapanarak “Ey Kerem sahibi, beni tanrı hakkı için ikiye böl, ki bu kötü akıbete uğramayayım Bu yüzden canım yanmasın” der; Ben de daima “Yürü, git Kader kalemi, bunu yazdı, yazının mürekkebi de kurudu Olan oldu Kader kaleminden nice bayraklar, baş aşağı olur
Gönlümde, sana hiçbir düşmanlık yok Çünkü bunu, ben senden bilmiyorum ki Sen Tanrı aletisin; yapan, Tanrının eli Hakkın aletini nasıl kınayayım, Hakkın aletine nasıl itiraz edeyim?” derim
O, “Öyle ise kısas niçin?” dedi Ali cevap verdi: “ O da Hak’tan, o da gizli bir sır Eğer Tanrı, kendi yaptığı işe itiraz ederse bu itiraz yüzünden bağlar, bahçeler yeşertir Kendi yaptığı işe itiraz, ancak onun karıdır Çünkü kahırda da tektir, lutufta da
Bu hadiseler şehrinde bey odur, memleketlerde tedbir onundur, Aletini kırarsa kırılanı tekrar iyileştirebilir” Ulu kişi, “ hiçbir ayeti değiştirmedik ki ardından daha hayırlısını getirmeyelim” remzini bil
Tanrı hangi şeriatın hükmünü kaldırdıysa otu yoldu, yerine gül bitirdi demektir Gece, gündüz meşguliyetini giderir, bitirir Akıl ermeyen şu uykuya bak! Sonra tekrar gündüzün nuruyla gece ortadan kalkar, bu suretle de o yalımlı ateş yüzünden donukluk, uyku yanar, gider
O uyku, o duygusuzluk zulmettir ama abıhayat, zulmette değil mi? Akıllar, o zulmetle tazelenmiyor mu? Hanendenin bestedeki duraklaması sese kuvvet vermiyor mu?
Zıtlar, zıtlardan zuhur etmekte Tanrı, kalpte ki süveydada daimi bir nur yarattı
Peygamberin savaşı sulha sebep oldu Bu ahir zamandaki sulh o savaş yüzündendir O gönüller alan sevgili ( Peygamber), alemdekilerin başları aman bulsun diye yüz binlerce baş kesti Bahçıvan, fidan yücelsin, meyve versin diye muzır dalları budar
Sanatını bilen bahçıvan, bahçe ve meyve gelişsin diye bahçedeki otları yolar Sevgilinin ağrıdan, hastalıktan kurtulması için hekim, çürük dişi çekip çıkarır Noksanlarda nice fazlalıklar var Şehitlere hayat yokluktadır Rızk yiyen boğaz kesildi mi “Onlar Rablerinden rızıklanır, ferahlarlar” nimeti hazmedilir Hayvanın boğazı kesilince insanın boğazı gelişir O hayvan, insan vücuduna girer, insan olur, fazileti artar
İnsanın boğazı kesilirse ne olur, fazileti ne dereceye varır? Artık agah ol da onu bununla mukayese et Öyle bir üçüncü boğaz doğar ki o, Tanrı şerbetiyle, Tanrı nurlarıyla beslenir, gelişir Kesilen boğaz, bu şerbeti içer ama “La” dan kurtulmuş “Bela” da ölmüş boğaz!
Ey kısa parmaklı, himmeti kesik kişi! Ne vakte dek canının hayatı ekmek olacak? Beyaz ekmek için yüzsuyu döktüğünden dolayı söğüt ağacı gibi meyven yok! Duygu canı, bu ekmeğe sabredemiyorsa kimyayı elde et de bakırı altın yap!
Elbiseyi yıkamak istiyorsan bez yıkayanların mahallesinden yüz çevirme! Ekmek orucunu bozduysa kırıkçıya yapış, yücel! Onun eli, mademki kırıkları sarar, iyileştirir Şu halde onun kırması şüphe yok ki yapmaktır Fakat sen kırarsan der ki: “Gel yap bakalım” Elin ayağın yok ki yapamazsın
Şu halde kırmak, kırığı sarıp iyileştiren adamın hakkıdır Dikmeyi bilen yırtmayı da bilir Neyi satarsa yerine daha iyisini alır Evi yıkar, hak ile yeksan eder; fakat bir anda da daha mamur bir hale getirir
Bir bedenden baş kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder Canilere kısas emretmese, yahut “Kısasta hayat var” demeseydi, Kimin haddi vardı ki kendiliğinden, Tanrı hükmüne esir olmuş bir kişiye kılıç vurabilsin!
Çünkü Tanrı, kimin gözünü açmışsa o adam bilir ki katil, takdirin esiridir O takdir kimin boynuna geçmişse kendi oğlunun başına bile kılıç vurmuştur Yürü, kork ve kötüleri az kına; takdirin hüküm tuzağına karşı aczini bil!
Adem Peygamber, ansızın esasen şaki olan İblise hor baktı Kendisini beğenip, kendisini ulu görüp melun şeytanın yaptığı işe güldü Tanrı gayreti bağırdı: Ey tertemiz adam! Sen gizli sırları bilmiyorsun Eğer tanrı kürkü ters giyerse dağı bile ta kökünden temelinden söker
O zaman, yüzlerce Adem’in perdesini yırtar, yüzlerce yeni müslüman olmuş suçsuz, günahsız iblis yaratır! Adem “Bu hor görüşten tövbe ettim Bir daha böyle küstahça düşünceye düşmem” dedi
Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, bize hidayet ver Bilgilerle, zenginlikle öğünmeye imkan yok Kerem ederek hidayet ettiğin kalbi azdırma; takdir ettiğin kötülükleri bizden defet; kötü kazaları üstümüzden esirge; bizi Tanrı’ya razı olan kardeşlerden ayırma!
Senin ayrılığından daha acı bir şey yok Sana sığınmazsak sen esirgemezsen işimiz, gücümüz ancak kargaşalıktır Zaten malımız mülkümüz; malımızın, mülkümüzün yolunu kesmekte Zaten cismimizi soyup çırçıplak bırakmakta!
Elimiz, ayağımıza kastettikten sonra artık kim, senin lutfun olmadıkça canını kurtarabilir ki? Bu pek büyük tehlikelerden canını kurtarsa bile kurtardığı şey ancak idbar ve tehlike sermayesi kesilir
Çünkü can, canana ulaşmadıkça ebediyen kördür ebediyen yaslıdır Esasen senin inayetin olmazsa can, adeta bir tutsaktır; seninle diri olmayan canı ölü farz et Sen kullara darılır,kulları kınarsan, Ey Tanrı hakkındır, yaparsın
Aya, güneşe kusurlu, nursuz Servinin boyuna iki büklüm; Feleğe, arşa hor ve aşağı madene, denize yoksul dersen, Kemaline nispetle yaraşır Çünkü yokluklara kemal verip onlara eriştirme kudreti ancak senindir Çünkü sende yokluk ve ihtiyaç yoktur; yokları icat eden, onları ihtiyaçtan kurtaran sensin
Yetiştiren, yakmayı da bilir; çünkü yırtık söken, dikmeyi de bilir Her güz; bağı bahçeyi yakıp yandırmakta Sonra yeniden bahçeleri renklere boyayan kırmızı güllere boyayan kırmızı gülleri yetiştirmektedir
“ Ey yanıp yakılan, zuhur et, yenilen; tekrar güzelleş, güzel sesli bir hale gel” diye hepsini yeniden yaratır Nergisin gözü körleşir, o, tekrar açar Kamışın boğazını keser, sonra yine kendisi tekrar okşar, ondan nağmeler çıkarır Biz mademki masnu’uz, sani değiliz Şu halde ancak zebunuz, ancak kanaatkarız
Hepimiz “Nefsim, nefsim” deyip durmakta, hepimiz yalnız kendimizi düşünmekteyiz Sen buna lutufta bulunmazsan şeytanız Sen bizim canımızı körlükten kurtardığından, gözümüzü açtığından dolayı Şeytandan kurtulduk
Kim hayattaysa değnekçisi, yol gösteren sensin Değneğin, değnekçisi olmadıkça kör nedir ki, ne yapabilir ki? Senden gayrı hoş olsun, hoş olmasın Her şey, insanı yakar, ateşin aynıdır
Kim ateşe dayanır, ateşe arka verirse hem Mecusidir, hem zerdüşt! Tanrı’dan başka her şey batıldır, asılsızdır Tanrının ihsanı, yağmuru kesilmeyen bir buluttur
Tekrar Ali ve katilinin hikayesine dön; katiline fazlasıyla gösterdiği kerem ve mürüvveti anlat Ali dedi ki: “Ben düşmanımı gözümle görmekte, gece gündüz ona bakıp durmaktayım Böyle olduğu halde hiç kızmıyorum Çünkü ölümüm, bana can gibi hoş geliyor; dirilmemle adeta bir
Ölümsüzlük ölümü bize helal olmuştur; azıksızlık azığı, bize rızk ve nimettir Ölümün görünüşü ölüm, iç yüzü diriliktir; ölümün görünüşte sonu yoktur, hakikatte ise ebediliktir Çocuğun rahimden, doğması bir göçmedir; fakatta cihanda ona yeni baştan bir hayat var
Ecele doğru meylimiz, ecele aşkımız olduğundan “Nefislerinizi elinizle tehlikeye atmayın” nehyi asıl bizedir Çünkü nehiy, tatlı şeyden olur, acı için nehye zaten hacet yok ki
Bir şeyin içi de acı olur dışı da acı olursa onun acılığı kötülüğü esasen nehiydir Bana da ölüm tatlıdır “Onlar ölmemişlerdir, Rablerinin huzurunda diridirler” ayeti benim içindir Ey inandığım, itimat ettiğim kişiler! Beni kınayın ve öldürün Şüphe yok, benim ebedi hayatım öldürülmemdedir
Ey yiğit! Hayatım, mutlaka ölümdedir Ne zamana kadar yurdumdan ayrı kalacağım? Bu alemde durmaklığım, ayrılık olmasaydı (öldüğümüz zaman) “Biz, şüphe yok, Tanrı’ya dönenleriz” denmezdi Dönen kişi; ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir; zamanın ayırışından kurtulup birliğe erişendir
Seyis tekrar gelerek “Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena zamanı görmeyeyim Sana helal ediyorum, kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin” dedi Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı, bir katil olsa da elinde hançer olarak senin kastına yürüse Yine senin bir tek kılını kesemez Çünkü kader kalemi böyle yazmıştır; sen beni öldüreceksin
Fakat tasalanma, senin şefaatçin benim Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil! Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten kaydına düşmeyen bir er oğlu erim Hançer ve kılıç, benim çiçeğim; ölüm meclisim bağım, bahçemdir”
Tenini bu derece öldürüp ayaklar altına alan kişi, nasıl olur da beylik ve halifelik hırsına düşer? O, ancak emirlere yol göstermek, emirliği belletmek için zahiren makam işleriyle ve hükümle uğraşır; Emirlik makamına yeni bir can vermek, hilafet fidanını meyvelendirmek için bu işle meşgul olur
Peygamber, Mekke’yi fethe uğraştı diye nasıl olurda dünya sevgisiyle ittiham edilir? O öyle bir kişiydi ki imtihan günü ( yani Miraç’ta) yedi göğün hazinesine karşı hem yüzünü yumdu, hem gönlünü kapadı
Onu görmek için yedi kat gök uçtan uca hurilerle meleklerle dolmuştur Hepsi kendilerini, onun için bezemişti, fakat onda sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir heva ve heves nerede ki
O, Tanrı ululuğuyla, Tanrı celaliyle öyle dolmuştur ki bu dereceye, bu makama Tanrı ehli bile yol bulamaz “Bizim makamımıza ne bir şeriat sahibi peygamber erişebilir, ne melek, hatta ne de ruh” dedi Artık düşünün anlayın!
“Göz Tanrıdan başka bir yere şaşmadı, meyletmedi” sırrına mazharız, karga değiliz; alemi renk ,renk boyayan Tanrı sarhoşuyuz; bağın bahçenin sarhoşu değil” buyurdu! Göklerin, hazinelerin akılları bile Peygamberin gözüne bir çöp kadar ehemmiyetsiz görünürse Artık Mekke, Şam ve ırak ne oluyor ki onlar için savaşsın, onlara iştiyak çeksin!
Ancak gönlü kötü olan, onun işlerini kendi bilgisizliğine, kendi hırsına göre mukayese eden kişi onun hakkında böyle bir şüpheye düşer Sarı camdan bakarsan güneşin nurunu sapsarı görürsün O gök ve sarı camı kır da eri ve tozu gör!
Atlı bir er, atını koştururken tozu dumana katar, etrafta bir tozdur kalkar Sen, tozu Tanrı eri sanırsın İblis de tozu gördü, “Bu toprağın fer’idir Benim gibi ateş alınlı birisinden nasıl üstün olur?” dedi Sen azizleri insan gördükçe bil ki bu görüş İblis’in mirasıdır
Be inatçı, İblis’in oğlu olmasan o köpeğin mirası nasıl olur da sana düşer? Ben köpek değilim, Tanrı aslanıyım Tanrı aslanı suretten kurtulandır Dünya aslanı av ve rızk arar, Tanrı aslanı hürlük ve ölüm! Çünkü ölümde yüzlerce hayat görür de varlığını pervane gibi yakıp yandırır
Ölü isteği, doğru kişilerin boyunlarına bir halkadır Çünkü bu istek, yahudilere imtihan oldu Tanrı Kuran’da “Yahudiler, doğrulara ölüm; futuhat, sermaye ve ticarettir Sermaye ve ticaret isteği var ya; ölümü istemek ondan daha iyidir
Ey yahudiler; halk içinde namusunuzu korumak istiyorsanız bu dileği, bu ölüm temennisini dile getirin” dedi Muhammed, bu bayrağı kaldırınca bir tek yahudi bile bu istekte bulunmaya cüret edemedi
Peygamber “Eğer bunu dillerine getirirlerse dünyada tek bir yahudi bile kalmaz” dedi Bunun üzerine yahudiler ; “Ey din ışığı, bizi rüsvay etme! Diyerek mal ve haraç verdiler Bu sözün sonu görünmez Mademki gözün sevgiliyi gördü, ver elini bana!
Emirül Müminin, o gence dedi ki: “Ey yiğit! Savaşırken Sen benim yüzüme tükürünce nefsim kabardı, hiddet ettim, huyum harap berbat bir hale geldi Öyle bir hale geldim ki o anda savaşımın yarısı Tanrı içindi, yarısı nefsim için Tanrı işinde ortaklık yaraşmaz
Sen Tanrı nakışısın: Seni, o, kudret eliyle yarattı, bezedi Onunsun, benim değil
Tanrı’nın nakışını yine Tanrı eliyle kır; sevgilinin camına sevgilinin taşını at!” Kafir bu sözü işitti, gönlünde öyle bir nur zuhur etti ki zünnarını kesti “Ben, cefa tohumunu ekmiştim, seni başka türlü sanıyordum
Halbuki sen Tanrı huylu bir teraziymişsin, hatta her terazinin oku senmişsin! Meğer sen benim soyum sopummuşsun; meğer çırağımın, dinimin aydınlığı senmişsin! Ben o görür göz arayan çırağın kulu, kölesiyim ki senin çırağın da ondan nurlanmış, aydınlanmıştır
Ben, o nur denizinin kulu, kurbanıyım ki böyle bir inci izhar eder Bana kelimei şahadeti söyle, bende söyleyeyim ki seni zamanın en yücesi gördüm” dedi Onlar beraber akrabasından, kavminden elli kişiye yakın kimse de aşıkçasına dine yüz tuttular, müslüman oldular Ali, ilim kılıcıyla bu kadar boğazı, bu kadar halkı kılıçtan kurtardı
İlim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür Yazıklar olsun ki iki lokmacık yendi de bu yüzden fikir çoşkunluğu dondu, yatıştı
Bir buğday tanesi, Adem Peygamberin güneşinin tutulmasına arzın, güneş ile ay arasına girmesi , dolunayın kararmasına sebep oldu İşte sana gönlün letafeti! Bir avuç balçıktan (bir iki lokma ekmekten) ayırmadağın bir hale gelmekte!
Ekmek manevi olursa yenmesinde fayda var Fakat bildiğimiz ekmeğin faydası yok, kalbi daraltıyor Manevi ekmek, yeşil diken gibi deve yiyince yüz türlü fayda, yüzlerce lezzet bulmakta
Fakat yeşilliği gitti de kurudu mu, onu çölde deve yiyince; Damağını avurdunu yırtar, paralar Yazıklar olsun; öyle yetişmiş gül kılıç kesildi Ekmek de manevi oldukça o yeşil dikendi Fakat şimdi zahiri ekmek olduğundan kupkuru bir hale geldi, sertleşti
Ey nazlı nazenin varlık (ey hüsameddin), bundan önce onu yemeğe alışmıştın O alışkanlıkla bu kuru ekmeği de alıp yemek istiyorsun ama gayri mana, yerle karıştı; Toprakla karışık, kaskatı, dili damağı yırtar bir hale geldi Ey deve, şimdi otu yeme, ondan çekin!
Söz, toprakla pek karışık bir hale geliyor, su bulandı Kuyunun ağzını kapa ki Tanrı onu yine saf, yine hoş bir hale getirsin Onu bulandıran, durultur da Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil Sabret, doğrusunu Tanrı daha iyi bilir
BİRİNCİ CİLDİN SONU [TD]
[TR]
[TR]
[TD]

[URL 'https:bilgilihocamcommesnevi2htm']Mesnevi'den Hikayeler [B][CENTER][TD] [TR] [TABLE]
 
Üst Alt