İçime Gir Fakat Sigaranı Söndürme

LV
0
 
Mesajlar
351,451
Tepkime puanı
6
Puanları
38
Awards
1
Yaş
32
KİTABIN ÖZETİ :

YAZAMAYAN YAZAN

Günlerdir yazamıyordu Çalışan insanları delicesine kıskanıyor içindeki boşluğun gün boyu nöbetini bekliyordu Günlerdir hiçbir okuru ne telefon ediyor nede iki satır yazı yazıyordu Adres ve telefon defterini çıkarıp onları tek tek aramaya başladı Lakin yinede bazı eski okurları onu evlerine davetli ettiler ve arkadaşlarına “yazamayan yazar diye onu tanıttılar Böyle durumlarda kendisini türü her yerde egzotik hayvanlar gibi hissediyordu Bir vakit sonra bundan böyle kendi gibi insanları arayıp bulmuştu Artık ona acı veren o ruhundaki gözlemci değildi , onun bir türlü göremediğiydi Onu kendine sürgün eden bir kurguda yaşıyor olması değildi, başlıca vatanının nerede olduğunu bilemeyişiydi

ÇAYCI ALİ

Fakir lakin eşsiz ve minik mutlulukları var demekti Dere henüz her şey bitmedi demekti Çaycı Ali , mektep okumamıştı ,okuyan tüm o zeki insanlar gibi hayatı bizlerden daha iyi biliyordu Ali akıllı ,gözlemci , hayatı iyi okuyan biriydi, ama bir o kadarda duygusaldı Güneş gazetesinin o zamanki sahibi dünyanın en varlıklı adamlarından biri olan “Asil NADİR di Yılda bir iki defa gazeteye uğrar , kapalı kapıların ardında yöneticilerle konuşur ve dev gibi korumalarıyla yeniden Londra ’ ya geri dönerdi öncelikle kadrolu çalışmaya başladı ve iyi para kazanıyordu Cihangirde yeni bir konut tutmuş ve istediği gibi döşeyebilmişti

Asil NADİR ’in Londra da dolandırıcılıktan tutuklandığı gün aralarındaki en ağırbaşlı insan Tekrar Çaycı Ali idi Ve o borçlarını ödeyebilmek için aldığı eşyaları değil pahasına satmaya başladı Ödenmeyen borçlar yüzünden sular idaresi gazetenin sularını kesmiş ve hademelerde artık işe gelmiyordu Sekizinci ay olmuş yine ücret alamamıştı Kitaplarını , daktilosunu sıkıştırdığı elbisesi ile yıllardır ayrıldığı karısının evine döndü Yine bir sabahleyin çakmağını yaktı ve haftalardır temizlenmeyen tuvaletlerden sızan ağır kokuların kapladığı karanlık merenlerden çıkıp Alinin nehir ocağına çıktı Ona akarsu söyledi kabul etti Çünkü akarsu her şey kötüye gitse bile yaşamak hoş şey demekti

HAYAL ÜLKE

Geceleyin bir anda elektrikler kesildi Sokağın ucundaki elektrikçi demin kapanmamış umuduyla koştu Dükkanın ışıkları yanmıyordu, kapı açıktı içeri girdi Delikten bakınca aşağıda insanların dolaştığını fark etti Merenlerden aşağıya indi yerin altında ayrı bir şehir halkı kurulmuştu Çevresindeki insanların kendi sokaklarından yüz yüze aşına olduğu çıraklar olduğunu gördü Yukarıdaki şehirde huzursuz olan çocuklar burada son derece neşelendirici görünüyorlardı Burası hayal gibi bir yer neler olduğunu anlatır mısınız bana dedi Mahcup bir tavırla biz buraya sosyalizmi kurduk dedi Millet bizlerle iki taraflı şeyler gerçekleştirmek istemezler Bir an durdu fiilen burada yaşamak istiyor musunuz ? Evet dedi Galibiyet ve imtiyaz kazandıkça yeni ıstıraplara , haksızlıklara gerilimlere neden oluyor Fakat yinede düş ülkeye kavuşabilmek için bu karanlık yerde kazandığım ve ayrıcalıkları terk etmeye hazır hissediyordu kendini Seslenmek ki demin aşağıdaki hayal ülkede yaşamaya hazırlanmış değildi

SALİH ABİ

Bizden beş, altı yaş büyüktü Salih abi Tuhaftı uyumsuzdu, okumamıştı, kimsesi yoktu geniş yakalı eski moda gömlekler giyer gökyüzünü saatlerce seyrederdi Herkese karşısında fazla titiz bir insandı O fazla eski şişe dibi gözlüklerini takıp azıcık yazdığı şiirlerden okurdu Cahide SONKU ’ya yazdığı bir şiir vardı fakat onu okurken kendinden geçerdi Bir hafta sonu defalarca birlikte şehir halkı dışına gittik omzuna başını dayayan birinin elini tutup okşadı

Hakkında çıkan fena bir dedikodudan daha sonra Salih abiyi ne bir meyhaneye , bir geziye çağırdılar beraber geldiğimizde ise soğuk davrandılar o ise kendisini hiç savunmadı Aradan aylar geçti yaz bitti zalim kış günlerinden biriydi Arayan gazeteci arkadaşımdı Salih abi yi son defa görmek istiyorsan anında taksiye atla gel dedi Yaz geceleri her zaman birlikte içki içtiğimiz ama kışları kapalı meyhanenin önündeki sokağın kenarına kurduğu koca masada tek başına oturuyordu Çırılçıplaktı ilk olarak protesto etmek için elbiselerini yakmıştı Rakı kadehi tutuyordu üstüne lapa lapa kar yağıyordu Korkunç soğukta bile yüzündeki açıklama yeniden daima olduğu gibi bağışlayıcı idi Donmuştu Salih abi

SÖYLESENE SANA NE YAPTIK BİZ

Güzel yaşamalı demekten başka sana ne yaptık Diyalektiğe inanmazsan burada zaman geçmez Beşiktaş ta çarşının içinde yeni bir restoran gevşemiş aslında lüks görünüyor pahalı bir yere benziyordu Girse mi girmese mi diye düşünürken kendini içerde bir masada oturmuş buldu “Güzel geldiniz yalnızsınız galiba başını kaldırdı, lacivert önlüklü pembe fularlı , saçları iki yanlamasına örgülü garson bir genç kızla karşılaştı Tanrım ben bu yüzü nereden hatırlıyordum dedi Ben sizi nereden tanıyorum İstanbul da bir kültür merkezinde beni ağır bir dille eleştirmişti Sol Ortodoks siyası gruplarının birinin üyesiydi Ertesi gün yine restorana gitti gözleri garson kızı aradı ama görünürlerde yoktu Onu bu sabah işten çıkarmışlardı Müşterinin önünde dizini bükmüş o yüzden “Bu yüzden insan mı kovulur diye bağırdım Beni ite kaka sürükleyip erzak deposu gibi bir yere getirdiler her tarafıma vuruyorlardı bir ara tekme ve yumruklar kesildi Mutfağın yan yiyecek içecek deposunun kapısı açıldı biri beni restoranın arka kapısına çıkardı ve kapının önündeki basamaklara oturttu Hem diyalektiğin yasalarına kadar böyle olması gerekiyordu Diyalektiğe inanmazsan burada süre geçmez abi

SEMPATİZAN

Üniversiteye yeni başlamıştı Yolu Ankara ’ya düşmüştü Bir öğrenci yurdunda kalmıştı Oraya bir Illegal bir öğrenci geldi Süratli bir militan olduğu belliydi Üniversiteye tescil olur olmaz girdiği Yasadışı örgütte sempatizandı Örgütün şefi içimden geçenlerin ne kadarını bilir benim hakkımda ne düşünürdü bilmiyordu Daha Sonra askeri darbe geldi bizim örgütü ve bütün örgütleri kapattılar Hepimiz dört bir yanlamasına savrulduk Aradan yıllar geçti şef ve yardımcısı hediyelik eşya dükkanı açmışlardı Meslek yerlerini sora sora zor bela buldum Bana yine sempatizan diyorlardı anlamıştım gerçek adımı bilmiyorlardı Eski şef “acilen sen ne meslek yapıyorsun diye sordu Ona işsiz olduğunu söyledi Ve meslek tekliflerini kabul etti Çalışanlara maaş ya geç ödeniyor hakkını arayanları da kovulmakla tehdit ediyorlardı Birincil ay maaş vermediler yıldızlardaki hapishanelerde yatan arkadaşlarına gönderdiklerini söylüyorlardı Maaşına karşılık müzik kutusunu ayırdı yanında Aradan tekrar yıllar geçti Eski şefle yardımcısının iflas ettiğini öğrendi İstanbul ’da Boğazın kenarında bir balıkçı barınağında yaşıyorlardı Bu ülkede kim olduğunu ve ne olması gerektiğini bilmeyen bir sempatizandı o

ÇIPLAK

Anadolu Hisar hanesindeki balıkçı tanıdıklarının yanında almıştı “Sizi katiyen düşünmüyoruz, sizin neler çektiğiniz umurumuzda bile değil diyerek, balıkçılardan biri kibarca onu sandaldan kovmuştu, ve o gece baskı yanlısı bir nihilist olmaya karar verdi Balıkçılar gecenin geç vaktinde içkilerini bitirmiş sandallarını terk etmişlerdi Fakat aralarındaki ağız dalaşı tamamlanmamış ve alevlenmişti Hatta bir ara biri diğerine yumruk salladı ve öbürü yere yuvarlandı İki balıkçı arkadaşlarını bırakarak oradan uzaklaştılar ve hiçbir şey olmamış gibi öpüşüp vedalaştılar Doğuluk bizim insanımızın tüm değerlerini çürütmüş aydınımızı ise kompleksli ve halkını küçümseyen zavallı konumuna düşürmüştü Onu küçümseyen onu asla anlamayacak ve değer vermeyecek bu devleti sarsmak ve bu sisteme direnmek için militan derviş olarak uğraş edebileceğini düşünüyordu Bu yüzden büyük özlemi militan bir derviş olmaktı Türkiyeli bir suçluydu o, adı Cezmi ERSÖZ dü

ÖMRÜM İSYANKAR

Otobüs aksi gibi bir saat rötar yapmıştı Saat 24:00 di ve sokağa çıkma yasağı başlamıştı Son askeri darbe olalı aradan kaç gün geçmişti hemen hatırlamıyorum düşünceleri karışmış ve bu yüzden yolunu kaybetmiş garip bir mahlukat gibi düşünüyorken ansızın önünde siyah reno marka bir araba durdu İçindeki ile nereye gittiğini sorarak beni oraya bırakmayı teklif ettiler ürkekte olsa bindim TRTde çalıştıklarını öğrenince korkum birazcık olsun geçti Beni aradığım evin önüne kadar bıraktılar Zili bir uzun bir kısa çaldı parolaydı bu kapıyı bana meraklı gözlerle bakan genç bir kız vardı arkadaşının adını verdi kendini tanıttı evin etrafı darmadağın ve buz gibiydi Fakat şair arkadaşını odası sıcaktı Pazar akşamları ve öteki günlerin akşamları soframız böylece fakir olurdu O zaman şarkılarla doyururduk karnımızı Onun bizlerden daha önemli işleri randevuları ve ara sıra katıldığı sıcacık toplantıları vardı Şairi öyle çok seviyorlar ve onun kendi evlerinde kalmasından böylece mutluydular ki ailelerinin gönderdiği harçlıklar geçinmelerine yetmediğinden okuldan çıktıktan sonradan konut ev dolaşıp çorap nevresim vb şeyler pazarlıyorlar ve kazandıklarının bir kısmını şaire cep harçlığı yapsın diye veriyorlardı İstanbul ’a döndükten kısa bir gün sonradan bir iş için yine Ankara ya gelmem gerekti “Bizim her şeyimizi çaldı tek kelimeyle her anlamda göçtük Değil pahasına satmıştı onları, iş sadece bunlarla da bitmiyordu yatırmak için aldığı telefon, kira paralarını da almış ve ödememişti Telefon birkaç hafta daha sonra kapanmış arkasından ev sahibi kapıya dayanmıştı Seslenmek ama güvenip evlerini açtıkları bir şair ağabeylerinin ihanetinden daha sonra bir zamanlar birlikte yaşadıkları o hülyalı , o çocuk ruhları hayatın sert kayalarına çarpmış ve parçalanmıştı Ve aradan uzun yıllar geçti Geçen gün hiç bir şey olmamış gibi yapıp yanıma geldi ve ben sormadan o söyledi özelleştirmeyi öven bir filmi hazırlıyormuş Şiiri ise çoktan bırakmış

ŞARKICIYI KAÇIRMAK

Amerikalı şarkıcı üç protest şarkı daha söyleyip gidecekti Bütün zamanı aylar öncesinden en minik ayrıntısına dek planlanmıştı Aniden kaçırmalıyım, ona hiçbir şirketin finanse etmediği şiirlerimi okumalı, güvenlik firmaları kadar korunmayan hayatımı göstermeliydim Onu babamla birlikte gittiğimiz tekerlekli ve tahtadan akarsu ocağı olan eski akarsu evine götürecektim Gittiğimiz yerde ona şiirlerini okumak istiyordum Fakat o buna “imkansız, olmaya bilir istersen sen acilen oku dedi Tam o sırada televizyona muhalefet partilerinden birinin lideri çıktı ve şahlanmış bir ses tonu ile ünlü protest şarkıcının kaçırılmasını lanetledi Bu sözlere protest şarkıcı alaylı bir şekilde gülümsedi Bu sırada bir posta treni geçmeye başladı pencerenin birinde babamı gördüm Kaçırdığın protest şarkıcı emektar çaycı benzer anda hemen şimdi her şey bitmedi dediler ve en son bende benzer şeyi tekrarladım Hemen Şimdi her şey bitmedi

CAMLARI SİYAHA BOYALI PAVYON

Kötünün rengine boyanmıştı pavyonun camları siyahtı Ama ne çok haksızlığa uğramıştı siyah renk pavyonun camları siyahtı pavyon kendine kapanmıştı Üniversitede okuduğum yıllarda Beyoğlu ’nda muhasebecilik yapan dayımın yanına çalışırken defterlerini tuttuğumuz böylesi pavyonlara sık sık girer çıkar ,buradaki kadınların işlerini düzenlerdim Beni çok severlerdi Oturacak bir yer aradı kendine aniden saçları iki yanına örülü beyaz gömleği dizinin altına değin gelen beyaz çorabıyla on yaşlarında bir kız Ayşe ’nin mumlarını üflediği postadan indirimli ince bir dilimle limonatayı ikram ederken, garson “iyi geceler buyurun bu size ikramımız ,siz bizim bu gece tanrı misafirimizsiniz dedi “Kızımın doğum gününe gelmekle asalet verdiniz “ diyerek elimi sıktı Asıl kötülük; çıkarları gereği kendini olumlu, legal, iyi sanıp dünyayı ve ruhlarımızı mahveden bu sistemin kurgusuna hiç direnmeden bir lahza önce düzen sağlayan insanlarda görüyordu Ben kendimi vaktiyle kapısını korkarak aralayıp girdiğim bu camları siyaha boyalı pavyona benzettim

ARKA ODA

Artık hiçbir işte çalışmayacaktı Kimseye boyun eğmeyen bir aylak olacaktı Seyfi isminde oğlunun evinden kovduğu çok ihtiyar kalp hastası biriyle yaşıyordu Seyfi amca emekli bir inşaat işçisiydi Bir gün kahvede otururken çaycı beni telefondan aradıklarını söyledi Merakla telefona yöneldi Hafta sonunda onlara bu imkanı tanırsak bir takvim kirayı ve ivedi masraflarımızı karşılayacaklarını söylüyorlardı Üç gün sonra bir Cumartesi sabahı geldiler İki erkek bir bayan, Seyfi amca yerdeki yatağın kenarına ilişmiş bende gazeteyle kapatmış camın önünde onları seyrediyordum Kapıyı açmamı istediler, hayır dedim Bu inadım onların iştahını kabartmıştı Birdenbire bire saldırıp, beni kenara itip kapıya yüklenmeye başladılar Belimden tabancamı çıkarttım ve def olun gidin buradan paranızı başınıza çalın defolun diye bağırdım Ola Ki de hayatımda ilk önce romanlarda aradığım o kadını reel hayatta bir gün bulacağıma inanmaya başlamıştım Ömrümü ilk olarak ona laik buluyordum

SUÇTUR ÇOCUĞUN OLMAK

Kadınla erkek büyük şehirlerin birinde olasılıkla bir hafta sonunda vakitlerinden akşam üstü evlerinin salonunda dertleşmektedirler İkisi de birbirine uzaktan olmanın nedenlerini düşünmektedirler Bayan kimseyi kocasını sevdiği gibi sevmediğini söylemekte ve ondan terketmek istese bile ondan kopamadığını, hayatını onunla devam etmek istediğini belirtmektedir bitmiş her şeyle karısını görmekte olduğunu söylemektedir Bayan yaşadıkları inançsızlık, yalnızlık ve geçmek bilmeyen öfke ve hırçınlığı giderici bir teklifte bulunur Bir çocukların olmasını Adam suçtur çocuğun olmak diye cevap verir Buna kendinin mutsuzluklarına bir çocuğuna etkilenmemin içten olmayacağını savunur Erkek bu dünyada herkesin hatırlayacağı hiç unutulmayacağı bir insan edinmek istediğini dile getirir ve yalnızca kadını onun hatırlamasını yetmeyeceğini söyler

YAŞAM GÜZEL ÖMÜR KISA

Gazetedeki adam bir otogarı andırıyordu Uzakta şehirlerden gelenler, yıllar önce yitirdikleri dostlarını arayanlar, kimsesizler hep benim odama gelirlerdi Nasıl olduysa bir gün odamda tek başınaydım, dışında yağmur yağıyordu Odamın kapısı ağır ağır açıldı İçeriye elleri ve yüzü morarmış bir adam girdi Yağmur adam hapisten yeni çıkmıştı bu çehre meslek aramaya gelmişti Aradan bir iki hafta geçti kapım yeniden usulca açıldı az önce işle ilgili bir haber çıkmadığını söyledim Adam hayaletini bırakıp gitti Bir gün adam otogar gibi beni yanında çağırdı Yazımı yarım bırakıp kalktım Salonun ortasındaki büyük odaya girdim İçeride yağmur adam oturuyordu Lakin bu sırada yağmur adam beni yeniden yanına çağırdı ve masanın üstünde benim imlâ duruyordu Kurşun kalemle çizilmiş, bir çizgi ile yazılmış yazım hemen hemen ortasından ikiye ayrılmıştı Yazının üstteki kısmını beğenmediğini dile getirdi Sadece alt kısımdaki bölümün basılacağını bilgi vermek için beni çağırdığını söyledi Bir grup arkadaş gazeteden ayrılmak zorunda kaldık Aradan bir sene geçmişti fakat eski eşimin ameliyata alındığını duydum, soluğu hastanede aldım Bir sabah elimdeki çiçeklerle merenlerden çıkarken daha aşağı kattaki odada yağmur adamın karaciğer kanseri olduğunu duydum Hiç hesapsızca odasına girip çiçekleri yatağının baş ucuna koydum Gözleri doldu Niçin geldiğimi sordu Tıpkı onun bana dediği gibi hayat dedim hayat

ZEMİN KATTAKİLERİN ÖYKÜSÜ

Sabah kahvaltılık bir şeyler alabilmek için bakkala indim çıkarken değil, eve dönüşümde fark ettim Zemin kattakiler taşınmıştı Genç adamla apartmanın girişinde sokağın kapısında karşılaştığımızda selamlaşırdık O bana çok benziyordu Sanıyorum oda bunu hissetmişti Hemen Şimdi çok gençti ve saplantıları benimki değin derinleşmemişti Birbirimize benzediğimizin ortaya çıkmasından ne felek ürküyorsa ben öyle ürküyordum Oturdukları kiranın parasını ödeyemeyip daha yoksul bir semte taşınacaklarını konut sahibinin pencereleri gazete ile örteceğimi ve benim onların ölülerini yazmaya karar vereceğini biliyordu Bu muydu hayatımızın yazısı vermeyi düşündüğümüz lakin defalarca ertelediğimiz sevgiler Nereden biliyordu Şu lahza kapımda duran genç komşunun bütün bunları aklından geçirdiğini Çünkü o apartmanın zemin katında kalan genç adam bendim üçüncü katta ise Cezmi ERSÖZ adında bir yazar vardı

SEN BANA AZ HASAR VERİRSİN

Hiçbir yere gitmek istemiyordum Evim yaralarımı sardığım yerdi Hemen ise bana yabancıydı “Evine götür ne olur çok üşüyorum diyordu dönüp baktım Genç bir zenci kadın vardı yanımda İstanbul ’da doğmuştu, üniversiteyi geçinebilmek için yarım bırakmıştı Eve girdik Mutfağa girip bira şişelerini açtım Yaşadığı eziyetler onu bu dünyadan koparıyordu Göz yaşları ile konuşurken bir ara kalkıp yatağını hazırladım öbür yataklar hazırladığımı görünce “birlikte yatmayacak mıyız, içime girmeyecek misin diye ilgiyle sordu o bu güne kadar tek sevip bağlandığım ve her zaman eksik hasar verdiğimi düşündüğümü ve bununla kendimi avuttuğum tüm kadınların müşterek ruhu ruhlarının toplamıydı benzeri Ansızın fermuarını çözdü kilodunu çıkardı beni nasıl aşağılayacağını biliyordu gir içime ama sigaranı söndürme oramda dedi Sesi kesildi, öylece kalakaldı Bir vakit koluna girip yatağına götürdüm pijamasını giydirdim , göz yaşlarını sildim Odama çekildim sonra uyandığımda yastığımın üstündeki fularını fark ettim Beni rahatsız etmeden usulca çekip gitmişti

ACI BİR ŞARAP GİBİ AKSIN YAŞAM

Beyoğlu ’nda 3 Sınıf bir otelde bu otelin ıssız bir odasındaydım Evet bir benliğin var O da zarar görmüş Kapıyı vuruyor birisi Açıyorum Emrindeki odaya taşınmış yaşlı Saniye hanım odasına çağırıyor beni, gidiyorum Ona gelen mektupları okumamı istiyor Çizgili elleriyle ellerime sarıldı Tüm gücümle sarıldım, ellerime düşmesin diye Sabahtan uyandığımda yanımda yoktu Beyoğlu kedilerini doyurmaya gitmişti Anladım Saniye bayan, bu ihtiyar bu kimsesiz haliyle bile benden daha bahtiyardı Beyoğlu ’nda ıssız bir otel odasındayım odadaki pencerenin altında acı bir şarap gibi akıyor hayat

ARTIK EVLERİN DUVARLARI ÖYLESİNE İNCE OYSA

Üstteki katımda oturuyorlar Yeni taşındılar ,evli değiller Sanırım senelerdir birlikte oldukları muhakkak Aralarında ufak bir sorun var gibi Yaşadıkları tutkulu aşk şimdiden tekrar, tüketmişler Aşklarını son günlerde Genç adam eve epeyce geç saatlerde alkollü geliyor O geldiğinde kadın genel olarak uyumuş oluyor Lakin genç adam bir şekilde onu uyandırıyor ve sevişmeye ikna ediyor Sevişmenin sonuna dürüst genç adam ağlamaya başlıyor Genç bayan bu ağlamaya yitirdikleri aşka geriye dönüş gibi ağlıyor Yattığım odadan duyuyorum tüm bunları Çünkü evlerin duvarları öylesine ince ancak

BİR GRUP DUYARLI HALKÇI

Otobüsümüzde beş meşhur insan vardı Şair, romancı, müzisyen, insan hakları savunucusu; bir aydını hapisten kurtarmak, düşüncenin hür olmasını sağlamak için meclise gidiyorduk Yolculuğumuzla ilgili haber anında bütün gazetelerde yayınlanmıştı Bu şehirle ilgili son bir ümidimiz kalmıştı; oda televizyondaki akşam haberleriydi Haberlerimiz verilmişti Fakat yalnızca beş ünlü insandan bahsedilmişti İşte o gün beş meşhur insanla odalarımızı ayırdık Sonunda bir gün meclise vardık Kapıda bizi Meclis Başkanı ve Halk Müziği vekilleri karşıladı Konuşmayı ünlü müzisyen yapmıştı Dönüşte hiç beklemediğimiz bir olay yaşadık Otobüsümüz uçuruma yuvarlandı Hepimiz kanlar içinde dışarı fırladık Herkes kendi derdine düşmüştü İşte bu anda ünlü insan hakları savunucusu kanlar içinde doğruldu Vefat meşhur ünsüz ayrımı yapmıyordu Ertesi gün gazetelerde Meclise gelen beş meşhur kişinin çok büyük bir kaza geçirmiştir “yazısı çıksa bile ölümcül kazanın bize kazandırdığı kardeşlik duygusunu unutmayacağını artık çok iyi biliyorduk

ARTIK BİR ŞEYDEN EMIN OLMUŞTUM

Yıllardır film oynatılmayan,terk edilmiş,metruk bir yazlık sinemanın içinde yaşıyorlardı Emekli tütün işçisi Zühre Teyze,Vatanperver Suphi,Demiryolcu Namık Amca,İğneci Nermin Abla,Fransız Nuri,Komünist Kemal Saksofon Tamircisi Rafet Amca Hepsi komünistti Kendilerine çılgın gözüyle bakanlara hiç aldırmazlardı,herkese sevgiyle ve ölümsüz ilgiyle bakarlardı Irk, kentlere hücum ediyordu,tiksinen kentli aydınlarsa doğaya,doğanın dar köşelerine saklanmaya gidiyorlardı Bu şehirde,bu sokaktaki kimselere benzemiyordun Senin bedenine girerek bu geceyi de güven içinde vermek istediğimi anlamıştınÇok istiyorsan sevişelim,lakin bak güneş ne güzel doğuyor dedin

Ezberimde aşkla ilgili sana söyleyecek hiçbir şeyim kalmamıştı Lakin aşkın o derin ,yaralayıcı hastalığı gelip bulmuştu beni Sonraki günler mahallenin arkasındaki tepeliğe ihtilal ağaçları dikmeye gidiyordunuz Bu çağa günümüze uymayan bir serbest anlayışıydı,savunduğunuz Duyanlar şaşırıyordu Kendinizi herkesten ve dünyanın kaderinden sorumluluk sahibi hissediyordunuz Kurşunladılar Bütün o sırada likör getiren Zühre Teyze niyet oldu İşte o lahza kimlerin ızdıraplarını yüklendiğimi anladım Ertesi gün cenazeye bende katıldım İşte o lahza hayatımın kalan yarısını seninle geçireceğime belirlenmiş oldum
 

Yazar: iltasyazilim
Makale Başlığı: İçime Gir Fakat Sigaranı Söndürme
Kaynak URL'si: Bilgilihocam Güncelden Bilimsele-https://bilgilihocam.com
Alıntı ve Paylaşım Kuralları: Kaynak gösterilmek kaydıyla makaleden kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarın izni olmadan makalenin tamamı başka bir siteye kopyalanamaz veya başka bir yerde yayınlanamaz.
Üst