Kaç çeşit şefaat vardır?

  • Konbuyu başlatan iltasyazilim
  • Başlangıç tarihi
I

iltasyazilim

Üye
Katılım
25 Ara 2016
Mesajlar
351,453
Puanları
38
Yaş
31
#1
Kaç çeşitlilik şefaat vardır?



Kabirden önce, Resûlullah üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak Burak üzerinde elinde livâülhamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, Peygamberler ve tüm inananlar bu bayrağın aşağıda duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce peygamberlerden Âdem, daha sonra Nûh, daha sonra İbrâhim, Mûsâ ve Îsâ'ya gidip, hesâba başlanması için şefâ'at etmelerini dileyeceklerdir her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler, şefâ'at edemeyecekler, Resûlullaha gelip yalvaracaklardır Önce, onun ümmeti, Sırât'tan geçip Cennete girecektir Sonra tüm peygamberler şefâ'at edecektir (Buhârî)
Peygamber efendimizin şefâ'ati şöyle olacak:

1 Makâmı Mahmûd şefâ'atı ile, herkesi mahşerde ummak azâbından kurtaracak

2 Çok kimseyi hesapsız Cennete sokacak





3 Azâb çekmesi lâzım olan mü'minleri azâbdan kurtaracak

4 Günâhı fazla olan mü'minleri Cehennemden çıkaracak

5 Sevâbla günâhı eşit olup, A'râf'ta bekliyenlerin Cennete gitmelerine şefâ'at edecek

6 Cennette olanların derecelerinin yükselmesine şefâ'at edecek Şefâ'at ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefâ'atleri ile de, yetmişer bin birey sorgusuz, suâlsiz Cennete girecektir

Şefâ'at beş türlüdür

1 Mahşer yerinde, fazla uzun beklemekten usanan günâhkârlar, feryad ederek, hesâbın bir ân önce yapılmasını isteyecekler Bunun için şefâ'at olunacak

2 Suâlin ve hesâbın basit ve çabuk olması için, şefâ'at edilecek

3 Günâhı fazla olan mü'minlerin, Sırât'tan Cehenneme düşmemeleri için şefâ'at olunacak

4 Günâhı fazla mü'minleri Cehennemden içeri almamak için şefâ'at olunacak

5 Cennette sayısız ni'metler olacak ve baki kalınacak ise de, sekiz derecesi vardır Herkesin derecesi, makâmına, îmânına ve ameline kadar olacak Cennettekilerin derecelerinin yükselmeleri için de şefâ'at olunacaktır

İmâmı Rabbânî hazretleri buyuruyor oysa: (Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefâ'atçı olmasaydı, bu ümmetin günâhları kendilerini helâk ederdi Bu ümmetin günâhları fazla ise de, Allahü teâlânın affetme ve mağfireti de sonsuzdur Allahü teâlâ, bu ümmete af ve mağfiretini öyle saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle acınacak şey ettiği bilinmiyor 99 rahmetini, güya bu günâhkâr ümmet için ayırmıştır İkrâm, ihsân, günâhkârlar içindir Allahü teâlâ, affetme ve mağfiret etmeyi sever Günahı çok olan bu ümmet değin bağışlama ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayırlısı oldu Bunların şefâ'atçileri olan Peygamberleri, peygamberlerin en üstünü oldu Furkân sûresi, 70 âyetinde meâlen, (Allahü teâlânın, günâhlarını iyiliklerle değiştireceği kimseler, onlardır Onun mağfireti, merhameti sonsuzdur) buyuruldu) C2, m3

Öteki insanların şefâ'ati

Allahü teâlânın rahmeti öyle çok ancak, peygamber, âlim, evliyâ, şehid gibi üstün kimseler haricinde, ba'zı müslümanlar da şefâ'at edecektir Hadîsi şerîftlerde buyuruldu ama:

(Bir kimse, ameline göre birkaç kişiye şefâ'at eder) Tirmizî





(Bir Cehennemlik, bir Cennetliğe Dünyada sana su vermeştim Şu Anda sen de bana şefâ'at etder O da Allah'ın izni ile şefâ'at edip onu Cehennemden kurtarır) Deylemî

(Ufak çocuk asılbabasına şefâ'at eder, onları Cennete çeker) İbni Mâce

(Bir kişinin şefâ'ati ile Temim oğullarından daha çoğu Cennete girecektir) İbni Mâce

(Kur'ân, akrabâ, emânete riâyet eden, Peygamberiniz ve din kardeşleriniz şefâ'at edecektir) Deylemî

(Bir kimse, bir mü'mine bir iyilik yapınca, Allahü teâlâ bu iyilikten bir melek yaratır Bu melek, her zaman ibâdet eder İbâdetlerinin sevâbları buna verilir Bu kimse ölünce, bu melek, nûrlu ve şirin olarak bunun kabrine kazanç Meleği görünce neş'elenir Sen kimsin?der Ben, falancaya yaptığın iyilik ve onun kalbine koyduğun neş'eyim Allahü teâlâ beni bugün seni mutlu etmek ve sana şefâ'at etmek ve Cennetteki yerini sana kullanmak için gönderdider) Tergîb


*
 
KUL

KUL

Moderator
Yetkili
Katılım
22 Eyl 2019
Mesajlar
9
Puanları
1
Yaş
57
Konum
İstanbul - Pendik
ALLAH TAN BAŞKA KİMSENİN ŞEFAAT EDEMEYECEĞİNE DAİR AYETLER
BAKARA SURESİ
47. Ey İsrailoğulları! Size bağışladığım nimetleri ve sizin diğer kavimlere karşı üstün gelmenizi sağladığım günleri hatırlasanıza!

48. Ve hiçbir insanın ötekine en ufak bir yararının dokunamayacağı, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı (*) ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği Gün[ün mutlaka gelip çatacağı] bilinciyle yaşasanıza!
"Fidye almak" (adl), hem vekaleten kefaret (vicarious redemption) olarak adlandırılan Hristiyan doktrinine, hem de Yahudiler'in, "seçilmiş toplum"un -ki onlar kendilerini öyle görürler- Hesap Günü cezadan muaf olacağı şeklindeki saplantılarına açık bir işarettir. Bu her iki düşünce de Kur'an'da kesin olarak reddedilmektedir.
123. ve hiçbir insanın diğerine bir yararının olmayacağı, hiç birinden fidye kabul edilmeyeceği; şefaatin fayda etmeyeceği ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği bir Gün'ü[n gelip çatacağını] aklınızdan çıkarmayın.

254. SİZ EY imana ermiş olanlar! Pazarlığın, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir Gün gelmeden önce size rızık olarak bağışladığımız şeylerden [Bizim yolumuzda] harcayın. Ve bilin ki hakikati inkâr edenler zalimlerin ta kendileridir.

ENAM SURESİ
51. Kendilerini Allah'a karşı koruyacak veya O'nun nezdinde şefaat edecek birisi olmadan Allah'ın huzurunda toplanmaktan korkanları böylece uyar ki O'na karşı sorumluluklarının bilincine [tam olarak] varabilsinler.

94. [Ve Allah şöyle diyecektir]: "İşte şimdi Bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; ve [hayatta iken] size bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Kendinizle ilgili olarak Allah'a ortak koştuğunuz o şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz! Gerçek şu ki, sizin [dünyadaki hayatınız ile] aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiştir ve bütün eski dostlarınız sizi terk etmiştir!"

YUNUS SURESİ
3. GERÇEK ŞU Kİ, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da kudret ve egemenlik makamına geçip varlığı yöneten Allah'tır. O'nun izni olmadıkça, araya girip kayıracak kimse yoktur. (*) İşte böyledir sizin Rabbiniz: öyleyse [yalnızca] O'na kulluk edin: artık bunu (iyice) aklınızda tutmayacak mısınız?

* Lafzen, "hiçbir şefaatçi yoktur, O'nun izninden sonra olmadıkça". Karş. 2:255 -"Kim şefaat edebilir O'nun katında, O'nun izni olmadan?" Bu öğretileriyle Kur'an, yaşayan ya da ölmüş bulunan peygamber ve velilerin şartsız ya da kendiliklerinden şefaat ve aracılık yapabilecekleri yolundaki avamî (popular) inancı reddetmektedir. Kur'an'da başka yerlerde de işaret edildiği gibi (örn. 20:109, 21:28 ya da 34:23), Allah, dünya hayatında tövbeleri ve olumlu çabalarıyla Allah'ın bağışlamasını ve hoşnutluğunu (rızâ) zaten kazanmış bulunan günahkarlar için Yargı Günü'nde peygamberlere sembolik olarak şefaat etme, kayırma izni verecektir (bkz. 19:87 ve ilgili 74. not); bir başka ifadeyle, peygamberlere verilen şefaat hakkı ya da yetkisi, bu anlamda, sadece Allah'ın bu günahkarları bağışlamasının bir ifadesi olacaktır. Yukarıda bağımsız ve şartsız şefaatin reddedilmesi, Allah'ın sadece ilimde "vasıta" kabul etmeyen Âlim-i Mutlak olduğunun değil, fakat aynı zamanda O'nun değişmeyen, mutlak irade sahibi Tek İlah olduğunun da ifadesidir. Bu anlamda yukarıdaki ayet, Allah'ın yaratıcı kudretinden söz eden daha önceki ayetle bağlantılıdır. (Bkz. aşağıda 27. not.)
18. ve [ne de] Allah'la beraber, kendilerine ne bir yarar ne de zarar verebilecek durumda olmayan şeylere veya varlıklara kulluk edip [kendi kendilerine], "Bunlar bizim Allah katındaki kayırıcılarımızdır" (*) diyen [kimse]ler!.. De ki: "Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber verebileceğinizi sanıyorsunuz? kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O’dur ve insanların O'na, ilahlığında ortak yakıştırdıkları her şeyden sonsuzcasına yücedir.

*Bu ifadeyle söylem yeniden bu surenin 3. ayetinde temas edilen "şefaat" meselesine dönüyor. Cümlenin baş kısmının lafzî çevirisi şöyledir: "Ve kendilerine ne zarar veren ne de yarar sağlayan şeye kulluk ederler" -Bu, hem somut putları, mücessem sembolleri, hem de kavramsal ve soyut imajları îma eden bir ifadedir. Belirtilmelidir ki burada örtülü (elliptic) olarak geçen "onlar" zamiri, daha önce kendilerinden "Bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler"e (bir başka ifadeyle, ölümden sonra kalkışı ve Yargı Günü'nü inkâr edenlere) işaret etmemektedir çünkü yukarıdaki ayette sözü edilen kimselerin, çarpık ve sapık bir biçimde de olsa, ölümden sonrasına ve insanın Allah huzurunda hesaba çekileceğine açıkça inandıkları anlaşılıyor. Bu kusur, onların taptıkları şeyleri "kendilerinin Allah katındaki şefaatçileri" olarak görmelerinden de bellidir.

Bu ayetle, herhangi bir kimsenin Allah katında izinsiz ve koşulsuz olarak şefaat edebileceğine, Allah'la kul arasında aracı bir rol üstlenebileceğine inanmanın, kullarını günahları ve erdemleriyle her an ve bütün şartlar altında bilen ve gözeten Allah'ın mutlak ve sınırsız ilmini inkâr anlamına geldiği daha iyi anlaşılıyor.
TAHA SURESİ
109. O Gün, hakkında sınırsız rahmet Sahibi'nin izin verdiği, sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasına kayırmanın, arka çıkmanın bir yararı olmayacaktır.


SECDE
4. ALLAH'TIR gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunan her şeyi altı devrede yaratan ve sonra Kudret ve Hakimiyet Tahtı'na oturan; [Hesap Günü] ne sizi O'ndan koruyacak, ne de size şefaat edecek birini bulamazsınız: hâlâ düşünüp ders almaz mısınız?

ZÜMER
44. De ki: "Şefaat yalnız Allah'a aittir: (48) Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet [yalnız] O'nundur ve sonunda yalnız O'na döndürüleceksiniz".

BU DURUMDA ŞEFAATİ YALNIZ VE SADECE ALLAH YAPACAKTIR, KUL DEĞİL. ALLAHTAN BAŞKA ŞEFAATÇİ ARAMAK İSE DELALETTİR.
 
Son düzenleme:
Üst